Başka bi’şey!
Can Dündar’ın O Gün adını verdiği belgesinin görüntülerine aşağıdaki video’dan ulaşabilirsiniz. Belgesel 2 Temmuz 1993′de göt beyinli insanların sebep olduğu 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan Sivas Katliamı’nı anlatmaktadır. Belgesel o gün yaşananları aleni bir şekilde yansıtmaktadır. Dikkatle izleyip göt beyinlilerin haricinde işin sorumluluğunu oradan oraya taşıyanlarıda görebilirsiniz. Untumayın hocam böyle günleri, çoluğunuza çocuğunuza da unutturmayın!
Wiki’de olayla ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. [Link]
Sene 1999 o kadar süre yapılan bir hazırlığın hayata olan etkisini görmek için girilen 3 saatlik zırvalık. Öncesi zaten saçma kararlar sonrasında ayrı bir hüsrandı benim adıma. 2 sene boyunca ÖYS için yapılan hazılık bir anda battal boy çöp torbasına atılmış pisliğe dönüşmüştü. Zaten kızgın olduğum ve küfrünü eksik etmediğim sınav sistemine bu değişiklikten sonra X2 olarak mamasını verdim. Bunun yanında ayrı bir durumda söz konusu oldu. Lise eğitimini “Anadolu Meslek” lisesinde aldığım için başka bir torbaya konulup sallandım. Bildiğiniz tombala pulu gibi…
Kuru üzümü yedikten sonra sınava başladık. Yaklaşık 2 saat geçmişti ki ben sözel bölümü daha yeni bitirmiştim. O an panik yaptım zira ben sayısalcıydım ve öncelikli amacım Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünü kazanmaktı. Sayısala geçtim. Geri kalan sürede de diğer bölümü bitirip sınavı sonlandırdım. Bu arada sınavda dışarıdan, içeriden gelen sesler benim konsantremi inanılmaz dağıtırdı. Burun çeken birini o an dövebilirdim. Allahtan böyle bir şey gelmemişti başıma. Çıkışta o soru geldi. Herkesin ömrünün bir döneminde duyduğu o güzel soru! “Nasıl geçti oğlum/kızım?”
1999 yılında sınav sorularının çalınması sebebi ile sınavın 2 Mayıs’tan 16 Haziran’a ertelenmesinin yaratmış olduğu koas sebebi ile yaşanan stresi de anlatmam gerekmiyor sanırım.
Tüm bunların akabinde sınv sonuçları elimize geldi. Ben öyle gazeteden bakıp etmedim cevaplara. Zaten yeni bir sistem ile yapılmış sınavdı. Okulların puanları belli değildi. Tercihler kafa kurcalamaktan öteye gitmeyecekti. Heyecanla sonuç kağıdını açtım ve 86 sözel 60 sayısal yaparak sınavı bitirdiğimi gördüm. Önceleri ne demek olduğunu anlamadım ve geriye dönüşler yaptım. Sayısalcıydım ve sayısal böüm için sınavda sadece 1 saat bırakmıştım. Gerçi çözümlediğim soru sayısı da 65 kadardı bu da başarılı bir sonuçtu. Sonra sadece tercihleri yaptım ve geleceğimi beklemeye başladım.
Uçuk tercih ne demek dersen işte ben yaptım onu derim sana. bilgisayar mühendisliği ve bilgisayar öğretmenliği bölümlerinin İstanbul’daki okullarıydı. Ama gelen zarf boş çıktı. Son tercihim olan Marmara’ya bile yetmemişti puanım. 6 tercihimin arasında en fazla 4 küsür puan vardı ve ben en son tercihimi 3-5 puan fark ile kaçırmıştım.
Sonrası malum boş, çalışılmadan geçen bir sene ve kazanılan bir “Bilgisayar Programcılığı” önlisans bölümü. Zamanında bitti Allahtan. Sonra tekrar aynı stres ve 6 ay sonra bitecek bir “Bilgisayar Mühendisliği” lisans bölümü. Peki burası bitince ne olacak. Geriye önüp baktığımda ne göreceğim üniversite hayatına dair? Tüm hayatımı bir CANAVAR’ın şekillendirdiğini mi? Herkes gibi ben de gördüm o canavarı ve bu gidişle torunlarımızın da görmeye devam edeceklerinden eminim. Sınavsız üniversite hayali hep hayal olarak kalmaması dileğiyle…
Yazının başında belirtmekte fayda olacak bir durum sözkonusu. Uyarmadı demeyiniz ve ona göre yorum yapmadan önce 2 kez düşününüz. Birazdan okuyacaklarınızdan dolayı benim param var mantığını kullanarak askerlik vazifesini diğerlerinden farklı yapma isteği bulunan biriymişim gibi hissedilmesin. Ben maaşlı çalışan ve mühendis olma çabasında biriyim. “Şartları zorlarsam bedelli yapabilir miyim?” diye düşünsem bile herkes için tek tip -ama 6 ay veya daha azı bir süre için- askerlik yapılmasının daha uygun olduğunu düşünüyorum.
Bilindiği üzere Nisan ayında MHP Karaman Milletvekili Hasan Çalış 1983′den önce doğanları kapsayan Bedelli Askerlik için kanun teklifi hazırlayıp TBMM’ye sunmuştu. Daha iki gün geçmeden teklif MHP lideri Bahçeli’nin uyarısı ile geri çekilmişti. Akabinde tek tip askerlik üzerine söylemler ve Paşa’dan da konu ilgili açıklama gelmişti:
“Bu konu biliyorsunuz 1111 sayılı askerlik kanunu diyor ki ‘Bedelli askerlik uygulaması fazla yükümlülük olması halinde uygulanır.’ Eğer o sene askere müracat eden personel adedi ihtiyaçtan fazla olursa uygulanabilir. Şimdi durum nedir? Özellikle 2008′den itibaren TSK’nın asker ihtiyacını karşılama oranı düşüyor. 2008′de ihtiyacın yüzde 65.9′u karşılandı. 2009′da 64′e, 2010′da daha da aşağıya düşecek. Bu durumda bizim TSK olarak bedelli askerliği düşünmemiz söz konusu değil. İkinci nokta ise bunun bir moral boyutu var. Türkiye terörle mücadele ediyor. Bu sabah 9 tane şehit verdik. Terörle mücadele ederken bu uygulamayı kimse getiremez. Benim oarada 9 tane askerim şehit oluyor. Diğer taraftan 7 bin 500 dolar veren bedelli askerlik yapacak. Bunu kimseye anlatamayız. Dolayısıyla bedelli askerlik uygulaması söz konusu değil.”
Bende daha bu bilgiler tazeyken bugün gazetede okuduğum bir haber ile dağıldım diyebilirim. Bilal Erdoğan’ın -RTE’nin oğlu- , yurtdışında üç yıldan fazla kalanlara tanınan haktan yararlanarak dövizli askerlik yapacağı belirtildi. Bu kişinin RTE’nin amcasının oğlu, Sabancı’nın kuzeni veya Ahmet amcanın oğlunun olması hiç önemli değil. Eşitlik söz konusu ise tüm TC vatandaşları için olmalı! Paşa’nın söylemindeki “Benim orada 9 tane askerim şehit oluyor. Diğer taraftan 7 bin 500 dolar veren bedelli askerlik yapacak.” olumsuz düşünce sahiplerinin yakıştırmalarıyla parayı veren düdüğü çalanlar arasına yurtdışında çalışanlarda dahil edilmeli. Zira bu açıktan sadece parası olduğu için faydalanan bir çok tanıdığım oldu. Hatta kendini öğrenciyken çalışıyor gösterip geldiğinde 21 gün askerlik yapanlarda mevcut. Kıbrıs bunun için muaazam nimetleriyle imkanlarını olanı bekliyor diyebilirim. (Bunun üzerine Kıbrıs’ta 15 ay askerlik yapılması da ayrı bir muamma geliyor.)
Biri bana çıkıpta kendi ülkesinde çalışarak, vergisini son noktasına kadar ödeyen, evli, bekar, çocuklu, hayatını kurmuşların elde edemediği bedelli hakkını, RTE’nin oğlunun seçtiği yolla nasıl hak edebildiklerini açıklasın. Tabi biliyorsan sen açıkla : )
Not: Bu arada diğer seçeneklerden biri ile askerliğini yapmışların, yapacakların hakkını sormayınız. Ben zaten toptan kısa dönem taraftarıyım.
Bir yönetmenin imdb sayfasına girip, filmlerini gözden gezdirdiğiniz de hemen hemen ne tarz filmler yaptığını kestirebiliyorsunuz. Herkesin kendine göre ayrı bir tarzı var. Zaten her kategoride film yapan bir yönetmeninde benim pek ilgimi çektiğini söyleyemem. Biz de ne derler: “Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır.”
10000 BC, The Day After Tomorrow, Godzilla, Independence Day, Stargate, Universal Soldier gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış olan birinden de bu eserlere uzak bir film bekleyemiyorsunuz. Kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır ya da sinemaya olan ilginiz yönetmenlere bakacak kadar yoktur. Yanlış anlaşılmasın kimseyi suçlama eylemi içerisinde değilim. Sinemaya olan ilgisi itibari ile bilen bilir diyorum sadece. Bahsi geçen kişi Roland Emmerich. Felaket tellalı arkadaş bu sene kasım ayında sinemalarda yer alacak olan 2012 adlı filmin yönetmeni. Ne kadar ilginç isim değil mi? 21 Aralık 2012 tarihini konu alan yapım yine bir yokoluş üzerine. Roland’dan da farklı bi’şey beklenmezdi zaten. (Eveet, 40 yıllık arkadaşım.)
Tarih, Maya takvimine göre bir çağın sona erdiği günü işaret etmektedir. Ademoğlunun evrim geçireceği ve kozmik seviyede bilincinin açılacağından bahsedilir. Gerçi çoğu açık kaynakta bu konuyla ilgili olarak bir yokoluşun başlangıcı olarak bahsedilmesi çoğu kişiyi korkutsa da bazılarını da alaycı bir tavırla “atın ölümü arpadan olsun.” misali davranışlara itmiştir. Engin Ardıç bir yazısında “bu konuyu, esrarı çekip çekip saçmalayan bazı amerikan serserileri, yani ‘new age’ takımı da çok sulandırdı. bunun tütsüyle, buddha’yla, taocu seksle falan da hiçbir ilgisi yok.” diyerek bu konunun bilimsel olarak araştırılması gerektiğinin üstünden geçtiğinde de bu alaycı tavırlar devam etmektyeydi, sanırım hala devam ediyor. Biz araştırma işini bilimadamlarına bırakalım da filmimize dönelim Marduk ne zaman gelir ne zaman gider orası bilinmez.
Paha biçilmez olarak nitelendirilen yapımın fragmanı yayımlanmış. İzlediğimde “Wow” tepkisi verdim ama çoğu filmde olduğu gibi fragmanın etkisi altında kalarak zamanımı boşa harcamayacağım. Hele bir gelsin, izler açıklamalarımızı yaparız.
Not: Konu ilgimi oldukça çekti yakında Maya Takvimi üzerine bir kaç yazı da yayımlamam mümkündür.
Son Yorumlar